Merhaba!
HOŞGELDİNİZ! Web sitemizin mimarisi anahatlarıyla böyle:
Anasayfanın ortasında, burada, hem yeni etkinliklerimizin ayrıntılı DUYURULARını bulacaksınız hem de burası bir anlamda bizim galerimiz: 2009 Kasım’ından beri yaptığımız İstanbul’a çık! buluşma ve gezilerinden kalan, daha çok da neşeli İZLERi sunduğumuz salonumuz olacak. Facebook albümlerimiz de aynı neşeyi taşıyor, göz attınız mı? ( www.facebook.com/istanbulacik ya da sol sütunda alttaki düğmeye tıklayın, beğenin!)
Solda kendimizi tanıtan ve sizi aramıza (fikren/fiilen) katmak için elinden geleni yapacak olan BİZ KİMİZ? ve bağlantı bilgileri yer alacak. Çoğalmazsak -asla yayaları önceliğine almadan “gelişen”- İstanbul ne kadar “açık” olabilir ki?
İstanbul’u/kentini açmak, yaya dostu ve engelsiz hale getirmek için hepimizin “geçerken” yapabileceği şeyler var. Bunun için önce algılarımızı açmalı ve biraz da bilgilenmeliyiz. Sağ taraf işte böyle bir çalışma binası olmaya çalışacak: ENGEL/AŞMA ÖRNEKLERİ (şu anda her kategoride en az bir örnek yer alıyor, tıkladınız mı?); ve sizin işe katılmanızla gelişecek olan EVLAT EDİNDİĞİNİZ ENGELLER, odaları durmadan artacak olan modüler binanın iki birbirine benzer katı. DENEYİMLEDİKLERİMİZ katı ise bizim tüm uğraklarımızı dört ayrı başlık altında liste halinde sunmaya çalışacak (işlenmek için sırasını bekliyor).
En önemlisi, bizim Surdibi’nde topluluk halinde başlayarak yaptığımız gibi yerel ve kapsayıcı çalışmalar yapmak isteyenlere aldığımız eğitimleri aktarabilmek; bilgi kaynaklarımızı yaygın kullanıma açmak için elimizden geleni yapacağız. Bu amaçlar için her zaman iletişime, fikir alışverişine açığız. Biz bir anlamda bir “eylem araştırması” yapıyoruz. Pratik amaçları için çalışırken sarmal halinde bilgi üretim ve paylaşımında bulunan bir topluluk olarak kalmak istiyoruz. Ne de olsa “eğitim şart”:) Bizimle iletişime geçmek için: info@istanbulacik.org.
İlk “engel dedektifliği eğitimi” Haziran için planlanıyor, adınızı yazdırabilirsiniz. Tabii ki herkese açık olacak, tek şartı bir “Engel Evlat Edinme” (3E) sözünü vereceğiniz “duygusal taahhütname”:) Komik mi? Espirimizi korumak zorundayız;)

O zamana kadar yukarıda bir fotoğrafını gördüğünüz geniş önkeşif ekibinin 22 Nisan 2012 tarihli Kadıköy-Moda Facebook albümünü altyazılarıyla inceleyerek bir fikir edinebilirsiniz.
TEŞEKKÜR: Sitemizi inşa ettiğimiz ”araziyi sağlayan” sevgili Serdar Büyüktemiz’e çok teşekkür ediyoruz.
29 Nisan 2012 Zeki Boleken’le Eyüp gezisi
İstanbul’a çık! 2011′den beri tarihi yarımada -eski İstanbul, kendi adlandırmasıyla “Nefs-i İstanbul”, yani Öz İstanbul:)- dışına da çıkıyor. Bu pazar, işte o “öz İstanbul”un bakış açısıyla dışarıda kalan “Bilad-ı Selase”, yani üç beldeden birine gidiyoruz, Eyüp, Galata, Üsküdar’dan “en yakın” olanına. Eyüp Gezisi ayrıntıları aşağıda….
29 Nisan Pazar Eyüp gezisi her zamanki gibi herkese açık:
10:00 Sirkeci Garı önünde buluşma (Eminönü’ndeki rampalı otobüslere gitmek için buradan 2-3′erli gruplar halinde ayrılacağız, ne kadar çok kişi buraya gelirse o kadar iyi olur!)
11:00 Eyüp Feshane önünde kavuşma:)
Rehberimiz Zeki Boleken’in anlatımı (en geç 11:30′da) buradan başlayacak.
Herhangi bir noktada bizi arayabilirsiniz: 555-508 22 67
Zeki Boleken’in kısa Eyüp sunumu:
“Bu gezimizde hedef, günümüz İstanbul’unun bir ilçesi olan Eyüp, özelikle de Eyüp merkez. 15. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına kadar önemli bir iskân sahası olan semtin hikâyesi Ebu Eyyûb El-Ensarî’nin fetih sırasında bulunan kabri ile başlar. Eyüp Sultan Camii ve Türbesi, Zal Mahmud Paşa Camii, Mihrişah Valide Sultan Türbe ve Külliyesi, Sultan Reşad Türbesi günümüze ulaşan mimari eserlerden yalnızca ilk akla gelenlerden birkaçıdır. Eyüp semti günümüzde de olduğu gibi her ne kadar Ebu Eyyûb El-Ensarî ile birlikte anılsa da bunun dışında Osmanlı sanayileşmesinin başladığı nokta olması ile de önemli bir yere sahiptir. İplikhane-i Amire ve Feshane-i Amire bu tür yapılara örnek olarak gösterilebilir.
Mimari dokusu dışında Eyüp’ün zengin sosyal hayatı da dikkat çekicidir. Kahvehaneleri, oyuncakçıları, kebapçıları ve kaymakçıları bugün unutulmuş olsa da Osmanlı döneminde bu yönüyle de adından söz ettirmiştir.”
İstanbul’a çık! İstanbul’u aç;)
17 Mart 2012 “Aksanat’ta ‘Bellek ve Kötülük’ üzerine & St. Antuan Kilisesi & Beyoğlu Salt ve Jaz!”
DUYURU:
Yarınki gezimize katılmak, sohbet fırsatlarında “engel evlat edinmek de nasıl olur??” öğrenmek isteyenler için:
17 Mart Cumartesi PROGRAMımız:
11:30 Taksim’de Cumhuriyet Anıtı önünde ya da
12:00 Aksanat Kafe (4. katta seralı, müzik odalı gizli bir köşe!)’de buluşma
12:30-13.30 Aksanat Galeri’de “Bellek ve kötülük arasındaki ilişkiye değinen” Hesaplaşma başlıklı sergiyi geziş
14:00 St. Antuan’ı geziş (St. Antuan rehberimiz Fırat’ın derlediği bilgileri paylaşacağız. 28 Ocak gezimizde Kilise’de düğün olduğu için:) içine girememiştik, o yüzden yine uğrayacağız),
15:00 TÜRVAK Teras Kafe’de ısınma-sohbet ve isteyenlerle alt 3 kattaki Sinema-Tiyatro Müzesi’ni gezerek vedalaşma. Müze ziyaretinde Müze Etkinlik Müdürü sevgili Aslı Canan Yılmazsoy 28 Ocak’ı kaçıranlar için bize yine rehberlik yapacak. Kaçırmayınız!
Müze girişi gurup indirimi ile 5, engelli arkadaşlarımız için 1 lira, refakatçilerine ücretsiz.
İstanbul herkese açık… ![]()
İZLER:
28 Ocak 2012 Rehberli Sinema Müzesi & St. Antuan gezisi
Sevgili İstanbul’a çık! yeni izleyicileri!
Evet hava muhalefeti bizi tereddüte düşürdü ama direncimizi kıramadı. Yarın -ayrıca hava bugünden 4-5 derece daha sıcak ve hafif yağışlı olacak- buluşmamız var. 11:30 Taksim/12:00 Galatasaray’da buluşacağız. Galatasaray Lisesi yanındaki yokuş üzerinde 30 m. aşağıda sağda TÜRVAK Sinema-Tiyatro Müzesi’nde rehberli anlatım, camekanlı teras kafe keyfi, mimarlık tarihi master’ı yapan arkadaşımız Fırat Şeker’in rehberliğinde St. Antuan Kilisesi ziyareti ile devam edeceğiz. Bugünün aksine çok sempatik bir gün geçireceğimize eminiz. Herhangi bir noktadan bize katılmak için 555-508 22 67′yi arayabilirsiniz. Yeni tanışmaların heyecanı içindeyiz. Kapalı mekan ağırlıklı turumuz için tekerlekli sandalye ile evinden çıkacak arkadaşlarımız varsa, hava sizi de durdurmaz diye düşünüyoruz.
Not: Yarın iki yerde (TÜRVAK Müzesi ve Taksim’e dönüşte uğrayacağımız Aksanat Galerisinde) kutlayacağımız “erişilebilirlik” dönüştürümleri var… “Sonra” fotoğraflarını çektikten sonra sizinle hikayelerini paylaşacağımız UMUT VERİCİ GELİŞMELER.
7 Ocak 2012 Surdibi Buluşması & “Fark Yaratanlar” Çekimi
İZLER
Sabancı Vakfı “Fark Yaratanlar” tanıtım filmi:
30 Temmuz 2011 2. Egemen’le Beyoğlu Gezisi: Cezayir Sokak ve İtalyan Mahallesi
İZLER
Murat Yalçın’ın kadrajından:
2 Temmuz 2011 Surdibi Buluşması: “Konumuz Fotoğraf”
İZLER
Hakan Hatay’ın fotoğraf dersleri bloğundaki paylaşımı:
20 Mart 2011 Beyoğlu’na ilk çıkış: Pera Müzesi “Frida & Diego” Sergisi
26 Şubat 2011 Çırağan Sarayı: Flamenko ve “Şehrin Ritmi” Resim Sergisi
6 Şubat 2011 Surdibi Buluşması: “Umami Öykü ve Hakan’la Fotoğraf”
İZLER
Hakan Hatay’ın İşbankalı Fotoğraf Amatörleri Topluluğu (İŞFOT) sitesindeki paylaşımı:
Dostlar merhabalar.
Dün, 06 Şubat 2011 pazar, kendi adıma çok keyifli bir gün geçirdim.
Sabahsaat09:30civarlarında Topkapı Surdibi’ndeydim. Mevsim ve ışık koşulları gereği altından içeri girişi yapacağımız Top-kapı ters ışık altındaydı. Elbette onun ve Surlar’ın bir silüet fotoğrafını çekmeden toplantıya gidemezdim.
Surlar’ın dışındaki ters ışık durumu elbette iç kısımda mevcut değildi. İç kısımdaki sur duvarları mevsim nedeniyle henüz çok yükselmemiş yatay gün ışığı altında cephe aydınlanması ile o muhteşem dokusunu bizlerle sunuyordu. Bu güzel dokuyu kaçırmak olmazdı.
Adeta her açıdan iç kısımdaki Surlar güneş banyosu yapıyorlardı.
Benim gibi mimari çekmekten hoşlanan birisi için adeta gün ışığı ve surların taş dokusu arasındaki muhabbet bir adımdan bile yakındı.
Dün gerçekleştirdiğimiz toplantıya gelemeyen fotoğraf dostlarımız, işte böyle güzel bir ışığı kaçırdınız. Umarım başka yerlerde o saatlerde yine fotoğraf çekiyordunuz.
İstanbul’a çık Fotoğraf Takımı Surdibi 1. Buluşması bence oldukça verimli geçti. Herşeyden evvel yine tüm güzel dostlar bir araya geldik. Kahvaltının ardından keyifli oyunlar, öykü okumaları ve daha sonra da İstanbul Surları etrafında kısa bir gezi gerçekleştirdik. Bu arada Neyhane muhteşemdi. Ney eşliğinde yeni demlenmiş taze çaylarımızı içtik. Ardından keyifli bir Fotoğraf Takımı toplantısı gerçekleştirdik.
Önümüzdeki süreçte İstanbul’a çık girişimini yürüten enerjik dostlarımızdan biz fotoğrafçılar olarak hiç de eksik kalmayacağımızı kanıtladık sanırım. Üretmek için orada bulunan tüm görsel zekalar engel ortak paydasında proje konusunu sorguladık. Engel’in ne olduğu, Engel’in nerede olduğu ve Engel’lerin kalkması için biz fotoğrafçılar olarak neler yapabilirizi sorguladık. Zaman zaman çetin fikir paylaşımları gerçekleşti. Fikirler karşılıklı söylendi ve bu fotoğraf projesinin ilerlemesi ve sonuçta başarılı ürünler verebilmesi adına bence önemli bir dönemeç bu toplantı ile aşılmış oldu.
Bu ilk toplantımızdı. Önümüzeki süreçte elbette başka toplantılar da gerçekleştireceğiz. Hele dünkü gibi güzel ışıklar yakalarsak daha çok beraber fotoğraf çekmeye de yöneleceğiz. Ayrıca zaman içinde dün toplantıda bulunamayan başka dostlarımız da bize katılacaklar. Çoğalarak ilerleyecek ve ürettiklerimizle Engel olmaktan Çözüm olmaya doğru evrileceğiz.
Sözcüklerle oyun oynamaya çalışarak fazla zamanınızı almak istemiyorum. Her şeyden evvel dün gerçekleşen bu Surdibi toplantısını tüm detaylarıyla planlayan ve çok emek harcayan Sevgili Serin’e ve tüm İstanbul’a çık ekibine, bu girişimin ilk bilgilendirme mesajını bizlere atan Haluk Akalın’a ve projenin arkasında durarak destek veren tüm İŞFOT Yürütme Kurulu’na, güzel öyküleriyle bizlere keyifli anlar yaşatan Nurarıklı hanım’a, güzel sohbetiyle her toplantıda bizleri hem neşelendiren hem de özellikle tarih konusunda bilgilendiren Egemen Bey’e, ilginç oyunuyla herkesin isimlerini öğrenme konusunda bize yardımcı olan Eğlenceli Elif’e, dün aramızda olan tüm misafirlere ve elbette benim çağrımı boş çevirmeden o toplantıya katılan Zahide’ye, arkadaşına, 155. Sokak Sakinleri’nden Engin’e, sevgili Sibel’e yani tüm fotoğrafçı dostlara gönül dolusu teşekkürler.
Akşam toplantı çıkışı dönüş yolunda güneşin çizdiği parabol gün ışığını sabah bizlere gölgeler içinde küsmüş olan Surların dış cephesine taşımıştı. İşte gün sonuna doğru bu kez de Top kapı çevresi ışıl ışıl gün ışığı altındaydı.
Işık sonunda aydınlatır. Yeter ki biz sabırlı olabilelim.
Herkese güzel bir hafta dileğiyle.
Hakan Hatay
07/02/2011
8 Ocak 2011 Egemen’le Divanyolu-Sultanahmet
İZLER
Hakan Hatay’ın fotoğraf dersleri bloğundaki paylaşımı:
7 Mart 2010 Surdibi Buluşması: “Öykü-Müzik-İşaret diliyle Aşık Veysel”
DUYURU
7 Mart’ta, Pazar günü, İstanbul’a çık!/Surdibi Buluşmaları kapsamında yine
güzel bir program hazırlıyoruz…
PROGRAM:
Saat 9.00: Her zamanki gibi Topkapı Sosyal Tesisleri’nde buluşup hafif antrenman
yapacağız (tekerlekli sandalyeyle, bisikletle, yürüyerek, koşarak vs.)
Saat 10.30: Kahvaltı yine Tesis’te. Nâmurat isimli
öykü kitabının yazarı Nur Bilimer Arıklı
yakında çıkacak Umami adlı kitabından bir öykü okuyacak. Konusu “Yuşa” diye bir
şahsiyet. Yuşa kimdir? Yuşa’nın alakası nedir İstanbul’la? Birbirimizin
sorularını samimi bir ortamda cevaplarken birbirimizi daha iyi tanıyabilir,
arkadaşlarımızın insani zenginliğinin daha iyi farkına varabiliriz. Aynı zamanda
biraz müzik dinlemek de hoş olur. “Barış için Müzik” grubunun temsilcilerini
bekliyoruz…
Saat 12.00-13.00: Nilgül Ertekin (kendisi emekli antrenör ve judo şampiyonudur) kısa bir sportif deneme yürütecek.
Bu sefer amacımız şöyle: Hepimiz İstanbulluyuz ve bu kimliğin içinde farklı düşüncelerimiz ve özelliklerimiz var. Bu sefer kendi aramızda sohbet ederek ve birbirimizi daha yakından tanıyarak şehrin zenginliğini “gezebiliriz”.
Herkesin haberi olsun! 7 Mart’ta yine Topkapı’dayız! Lütfen bütün arkadaşlarınıza ve akrabalarınıza bu haberi aktarır mısınız?
İyi haftalar, görüşmek üzere,
John Crofoot
İZLER
Fırat Şeker’in kamerasından:
Barış İçin Müzik gurubundan iki öğrenci kardeşimizin akerdeonla çaldığı “Uzun İnce Bir Yoldayım”ı işaret dili öğretmeni Feride Korkmaz Türk işaret diliyle canlandırıyor.
Egemen Demircioğlu anlatıyor:
Nur Bilimer Arıklı’nın hikayesi ‘Beddua’ ve Barış için Müzik topluluğu:
Bunlardan bahsetmeden önce, her zamanki gibi katılımımızın gayet güzel olduğunu belirteyim. Saymadım, ama otuz – kırk kişi vardı herhalde. Filmlerdeki şölenler gibi upuzun bir masayı doldurmuştuk.
Gelelim Beddua’ya: Nur Hanım İstanbul’la ilgili iki son derece ilginç şeyi hikayesinde bir araya getirmiş: Vikingler ve Yuşa Tepesi. Vikingler’in İstanbul’la yoğun ticari ilişkileri (ve ayrıca yağmacılıkları) vardı. Bunun en ilginç izi, Ayasofya’daki Viking grafitisidir.
Yuşa Tepesi ise türbesiyle meşhur. Anadolu Kavağı’nda. Çamlıca’yı saymazsak Boğaz’ın en yüksek tepesi. Nur Hanım, işin içine Vikingleri katarak Yuşa Tepesi’nde yatanın kim olduğuna dair fantezi bir tez ortaya atıyor. Bence son derece ilginç. Nur Hanım bize hikayesini okudu ve hep birlikte biraz tartıştık. Bunu aynı hikaye veya başka bir hikaye için, ama bu sefer daha bol vakit ayırarak, tekrar yapmamızı dilerim. Çünkü bugünkü tecrübemize bakarak, çok verimli ve eğlenceli bir etkinlik olacağına inanıyorum.
Barış İçin Müzik grubunun genç üyeleri, hocaları Mirela ile birlikte bizimleydiler. Grup üyesi iki çocuk kardeşimiz akordeonla ‘uzun ince bir yoldayım’’ı çaldılar (hem de şahane çaldılar) ve Feride adlı duymayan bir
kardeşimiz onlar çalarken işaret diliyle şarkının sözlerini aktardı.
Sözlerini bildiğimiz bir şarkıyı bir kişinin böyle işaret diliyle aktarması bence çok ilginç; işaret dilini çözmeye çalışıyorsunuz ve müzik eşliğinde çok güzel oluyor. Bence bunu muhakkak tekrarlamalıyız. Sonra Aytekin kardeşimiz (ortaokul öğrencisi) çok hoş bir parçayı akordeonla muhteşem çaldı.
Bilgi: Barış İçin Müzik projesinin Edirnekapı’da Ulubatlı Hasan ve Muallim Naci İlköğretim Okullarında atölyeleri var ve projenin bir parçası olan öğrenciler ‘herkesi bekleriz’ diyorlar. Önümüzdeki günlerde Harbiye’de Dame De Sion’da konserleri olacak. Ben muhakkak gideceğim. Ne yazık ki Barış için Müzik’in konseri de, zaman azlığından, çok kısa sürdü. 12.30’da ayrılmaları gerekiyordu.
Zaten, Belediye Tesisleri de, o gün bir düğün ağırlayacakları için, 13.00’de ayrılmamızı rica etmişlerdi. Yani, bugün, biraz, zaman kısıtlamalarının kurbanı olduk ama her şey çok güzeldi ve bugün yaptıklarımızı ileride muhakkak bol zamanlı olarak tekrarlamamızı ben çok isterim.
O arada Feride ile Zekiye’nin yaş günlerini de kutladık. Oldukça iri ve çok lezzetli, çikolatalı bir pastamız vardı.
Nilgül Hanım, katıldığı etkinliklerden birinin ürünleri olan zarif kadın aksesuarlarını herkese hediye etti.
Bu arada yeni turlar için de biraz aramızda konuştuk. Şimdilik kararlaştırdığımız: “Ekstra” tur olarak (yani her ayın ilk Pazarı yaptığımız rutin Surdibi toplantıları etkinliklerinin dışında), 28 Mart’ta Ayasofya, Sultahmet gezisi yapacağız. Ayrıntıları sonra bildiririz.
Toplantıdan sonra ben, John, Sevgi, Zekiye, Bilal, Kerry ve Megane Sakatlar Derneği’ne gittik (daha doğrusu, gitmedik; hava güzel olunca, kapısında karar değiştirip, derneğin kafesi diyebileceğimiz bir yere gittik. Bir parkın yakınında ve bir halı sahanın hemen yanında. Açık havada da oturulabiliyor, içerisi de çok güzel. Çoluk çocuk, çok neşeli. Kafeyi işletenler sempatik, kahveleri, çayları güzel. Çok güzeldi yani.
Sağlıcakla kalınız.
Sevgiler
7 Şubat 2010 Surdibi Buluşması & Edirnekapı-Ayvansaray Egemen’le tarih-kültür gezisi
Egemen Demircioğlu’nun rehberliğinde Edirnekapı-Ayvansaray arası Kara Surları boyunca birçok tarihi durağa uğradık:
Tekfur Sarayı
İvaz Efendi Camii
Anemas Zindanları
Vlaherna (Meryem Ana) Kilisesi ve Ayazması
Ayvansaray Sahabeleri
bunlardan bazıları idi.
Fırat’ın yandaki posteri kadar, katılımcılara dağıttığı el afişleri de çok estetikti doğrusu…
Biri sağda:
Diğer el afişlerini etkinlik fotoğraflarıyla birlikte 7 Şubat 2010 tarihli facebook albümümüzden izleyebilirsiniz.
İZLER:
Suna Altan anlatıyor:
7 Şubat’ta buluştuk, gezdik!
Yine yağmurlu, yine soğuk bir gündü. En kötü havalar hep bizim Surdibi
Buluşmamızı bekliyor sanki. Ama alıştık artık bunlara, vız gelir bize. Islandık biraz, biraz ayaklarımız üşüdü ama İstanbul’a çıktık. Yine. Ve şahane bir gün geçirdik yine hep beraber.
Bugüne kadar en kalabalık buluşmamız oldu, 54 kişiydik bu kez!
Serin ve Güven şahane bir lojistik organizasyonla TOFD’den (Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği) 1, İSÖM’den (İstanbul Belediyesi Özürlüler Müdürlüğü) 2 olmak üzere toplam 3 araç organize ettiler, bu kez tekerlekli sandalye kullanıcısı arkadaşlarımızın sayısı çok kabarıktı. Fırat olağanüstü güzel bir gezi planladı, Egemen yine başından sonuna kadar müthişti. Hepimiz her kelimesini pür dikkat dinledik. Bu kez Tekfur Sarayı’nı, Anemas Zindanları’nı ve Vlaherna Kilisesi’ni dinledik ondan, tarihçesini, küçük küçük hikayelerini, dedikodularını… çok keyifliydi.
Yol boyunca her seferinde yaptığımız gibi erişilebilirlik engellerini
deneyimledik ve fotoğrafladık. Edirnekapı Metro durağında ve çevresinde çok acil çözülmesi gereken problemler var: Asansör çalışmıyor, çıkıştaki kaldırım çok dar, 
hiç bir kaldırımda uygun rampa yok, yol geçişi çok tehlikeli, vs. vs.
Belki başka arkadaşlar daha ayrıntılı anlatırlar ama beni özellikle Vlaherna Kilisesi çok etkiledi. Bir de Ayvansaray’da surlara bakan yeşil alan, İstanbul’un en güzel manzara noktalarından biri olsa gerek. Mutlaka geri gelmeli, o güzel çimlerde keyif yapmalıyız hep beraber! Tekfur Sarayı’nın kalıntısı üzdü beni, önünü otobüsler için otoparka çevirmişler: dünyanın tek Bizans Sarayı manzaralı otoparkı!..
Anemas Zindanları’nın yanındaki Anemas Cafe’de çaylar, çorbalar, sahlepler içildi, taze simitler yenildi, sohbetler edildi. Hepimizin yüzü güldü. Şahaneydi!
Bir sonraki Surdibi Buluşmamız 7 Mart’ta. Çoğumuz Adım Adım’la Runtalya’da koşuyor olacağız ama John ve Fırat burdalar ve şahane bir organizasyon planlamaya başladılar bile! Pek yakında duyurularımızı yapmaya başlarız.
Görüşmek üzere!
Suna
3 Ocak 2010 Surdibi Buluşması: Hülya ile müzik & 1453 Müzesi & frizbi
3 Ocak Pazar Günü Surdibi’ndeyiz!
Yeni yılın ilk pazarında yine, anlata anlata bir türlü bitiremediğimiz, dibinde, kıyısında, köşesinde vakit geçirmeye doyamadığımız, büyüsünden kendimizi kurtaramadığımız Topkapı Surları’nda buluşuyoruz.
Sabah 10.30′da Topkapı Sosyal Tesisleri’nde, Adım Adım’ın çok sevdiği uzuuun kahvaltı sofralarından birinin etrafındayız…
Bir taraftan kahvaltımızı yaparken, diğer taraftan muhteşem sesli arkadaşımız Hülya da kulaklarımıza bir ziyafet veriyor ve Pazar keyfimize keyif katmaya devam ediyoruz. Kahvaltı sonrasında, surların hemen dış tarafından Topkapı Şehir Parkı’nın içinde bulunan, 2009 yılı Şubat ayında açılmış ve Türkiye’nin ilk panoramik müzesi olan Panorama 1453 Fetih Müzesi’ni ziyaret ediyoruz.
Müzeyi de içinde barındıran park ise başlı başına ayrı bir konu… Eskiden Topkapı Garajı olarak bildiğimiz, otobüslerin girip çıktığı o keşmekeş mekân tamamen temizlenerek, 360 dönümlük bir şehir parkı haline getirilmiş. Park deyince hepsi gelebilir aklınıza evet, koşmak, yürümek, bisiklet, frizbi…
Tabii ki bunu da değerlendiriyoruz ve müze sonrasında istediğimiz aktiviteyi yaparak parkta pazar keyfimize devam ediyoruz. Belki de amfi tiyatroda Hülya’dan bir küçük konser daha dinleyebiliriz…
İsterseniz kahvaltı öncesi ya da sonrası Topkapı-Yedikule güzergâhında (gidiş-geliş yaklaşık 6 km) koşabilirsiniz.
Pazar günü TOFD’den arkadaşlarımız da yine tüm program boyunca bize eşlik edecekler.
Biz gezmeye, keşfetmeye, tanımaya ve tanıtmaya devam ediyoruz. Siz de destek olmaya devam edin ![]()
Yeni yılda her şey gönlünüzce olsun, mutlu yıllar…
Pazar günü görüşmek dileğiyle!
Özlem Şehirli
Saat: 10.30
Buluşma yeri: Fatih Belediyesi Topkapı Sosyal Tesisleri
Kahvaltı: 10 TL, 1453 Tarih Müzesi giriş: 4 TL (engelliler ücretsiz)
İZLER
13 Aralık 2009 Surdibi Buluşması & Egemen’le Kariye Gezisi
İZLER
Topkapı’da Neler Oluyor?
İki pazar önceydi.
Havalar buz gibi soğuk, rüzgârlı ve yağmurluydu. Saat sabah 10 civarı. Topkapı Kal
eiçi Meydanı’nda 30 küsür (tam rakam 34′tü, yanılmıyorsam) Adım Adım’cı ve TOFD’li arkadaş Fatih Belediyesinin sosyal tesislerinde buluştuk. Önce hep birlikte kahvaltı edecek, sonra bazılarımız koşarak, bazılarımız yürüyerek, bazılarımız iterek, bazılarımız itile
rek, bazılarımız pusetin içinde uyuklayarak, bazılarımız TOFD’nin minibüsünde 2.5-3 kilometre uzaklıktaki Kariye Müzesi’ne gidecektik. Gittik de. Güzel bir kafileydik.
Gerçekten, ne işimiz vardı orada?
Bir kere Egemen’in olağanüstü rehberliği eşliğinde hem İstanbul’un bu en ilginç ve bir o kadar da az bilinen kara surlarını keşfetmeye başladık, Kariye’nin o eşsiz mozaiklerinin tek tek öykülerini dinledik. Kariye’nin içi de soğuktu (ki oturan arkadaşlarımız bizden daha çok üşüdüler) ama
biz bıkmadan sorduk, Egemen de sıkılmadan cevapladı uzun uzun. Sonrasında da karşıdaki kahvede sıcak sahlep ve çay içtik. Çok keyif aldık hepimiz.
Ama sadece “kültürlenmek” değildi amacımız.
Hep birlikte -yani kadın/erkek/çocuk/yaşlı/yürüyen/yürüyemeyen/koşan insanlar olarak- güzergâhımız üzerindeki erişilebilirlik durumunu saptamaktı. Yaşayarak. Saptadığımız engelleri fotoğraflıyoruz ve küçük notlarla birlikte “rapor” şeklinde biraraya getiriyoruz. İlk raporumuzu Ocak’ta Büyükşehir ve ilgili ilçe belediyelerine sunmayı hedefliyoruz. Daha şimdiden önemli bir başarımız var. Meydandaki belediye tesisinde bizim telkinlerimiz ve yardımlarımızla (sevgili Serin ve tesisin müdürü Cumhur Bey sağolsunlar!) yeni bir engelli tuvaleti yapıldı.
Biz bu yaptığımız işe İSTANBUL’A ÇIK! diyoruz. Engelli veya engelsiz, yetişkin veya çocuk, genç veya yaşlı – yaşadığımız kentin sokaklarına çıkmak, çıkabilmek istiyoruz. Bunun için önümüze çıkan tüm fiziki engelleri saptayıp, kayıt altına alıyoruz ki bu engellerin giderilmesi için takip edilebilir, tekrarlanabilir bir model oluşsun. İstanbul açık olsun. Hepimize ve herkese. Adım Adım’ın ana misyonundan esinlenerek hem hareket ediyoruz, hem de iyi bir şeyleri harekete geçirmeye çalışıyoruz.
Projemize Yedikule-Ayvansaray arasında uzanan surlar bölgesinde başladık. Her ayın ilk pazar sabahı, vaktinde “geçilmez, aşılmaz engel” denilen bu surların Fatih Sultan Mehmet’in orduları ile macar topçu Urban’ın dev topunun yardımıyla geçildiği, aşıldığı noktada, yani “Topkapı”da buluşuyoruz.
Bir sonraki buluşmamız 3 Ocak Pazar sabahı olacak. Bekliyoruz!
6 Aralık 2009 Surdibi Buluşması-Kara Surları boyunca antrenman
Fatih Çelebi anlatıyor:
Her zamanki gibi güne erken başlamıştım. Hem de annemin bana kahvaltı eşliğinde yıllardır anlattığı hikâyeler eşliğinde başlamıştı gün. Keyifle dinliyordum sonunun ne olduğunu bildiğim halde. Çünkü anlatıcı her anlatışında içindeki sevgiyi o kadar çok dışarıya yansıtıyor ki onu dinlememek, ondan keyif almamak mümkün değil.
Surdibi Kardeşliği buluşmamıza varmak için yola çıktım. İstanbul sokakları sabah başka bir güzel. Yorgun ama dimdik ayakta, tüm haşmetiyle, tüm tarihiyle, tüm güzelliğiyle. Çay bahçesine varınca Niyazi Baba gülen yüzü ile karşıladı ve hemen sıcak çayı ile içim ısındı. İçtikçe içim ısındı, içim ısındıkça arkadaşlarımın gelişiyle yüzümdeki gülümseme arttı.
Hava kapalı ve yağmurlu olmasına rağmen, tekerlekli sandalyeleriyle beş arkadaşımız geldi. Ve ilk kez aralarında kadın arkadaşlarımız da vardı. Bu bizim için çok önemliydi. O küçük masa etrafında birden 14 kişi olduk. Benim için efsane olmuş Sevgi ile tanıştım sonunda.☺ Ve onun arkadaşı Zekiye de gelmişti. Sürekli gülen, neşeli, kıpır kıpır, incik boncuklarla donanmış, ilkbahardan gelen bir çiçek gibiydi. Sosyal tesislere gittik, yağmur tüm haşmetiyle yağıyordu. Ama hiçbirimizde moral bozukluğu yoktu. Aksine sıcak salep içmek için bahane. Hem de en şahane bahane…☺
Herkesin hayatı roman mıdır? Evet romandır. Çocukluk arkadaşı Ali ile birlikte, ilk kez aramıza katılan Murat’ın anlattıkları kendi romanından belli kesitler sunuyordu. Murat eğitimli, sportif (tekerlekli sandalyede olmasına rağmen okçuluk sporu yapan ve haftanın en az 4 günü spor salonuna giden bir arkadaş) ve yaşam dolu bir genç. Ancak başına gelen olay -maganda terörünün umursuzca umarsızca yağdırdığı kurşunlar- sonucu göğsünden aşağı 3 yıldan bu yana felç. Ancak roman burada bitmiyor, gözlerindeki ışıkta, sesinin tonunda başlıyor. Hayatı yaşamak için HİÇBİR ENGEL YOK.
Serin’in önderliğinde ve çekiminde yola çıktık. Sosyal tesislerden çıkıp
Kaleiçi’ndeki görkemli kapıdan geçince yolumuz başlamıştı. Topkapı Kültür Parkı’ndan geçerken solumuzda kalan surları gördükçe onların ne kadar zengin ve kültürel bir varlık olduğunu bir kez daha anladık. Zaten Güven’in soruları ile surlara olan bağlılığımız daha çok artıyordu. Ve Egemen de tüm bilgisiyle bizi aydınlatıyordu. Aynı zamanda iyi bir itici☺.
Yılmaz arkadaşımız ise tekerlekli sandalyesini zorlu dönüş yolunun ufacık bir bölümü hariç hep kendisi itti. Çünkü 2010 Avrasya Maratonu’na engelli sporcu kategorisinde yarışmak üzere katılacak, antrenmana başladı bile… Kasım ayının bu ilk Pazar günü, bahar ve yaz boyunca onunla beraber deniz kıyısında koşacağımız günleri hayal etmeye başladık. Kara Surlarından Marmara Denizi’ne ulaşan yoldaki bazı engellerin ortadan kalkmasını hızlandırmak için bi’ şey yapmamız gerek… Yol boyunca birçok engelle karşılaştık. 
Kaldırımlar yüksek, ortalarında kocaman çukurlar, karşıdan karşıya geçmek ise tam bir keşmekeş.
Bunca zorluğa rağmen kâh gülerek kâh Zeki ile Serin’in Karagöz ile Hacivat kıvamında atışmaları ile lezzetli bir yolculuktu. Hatta sur dibinde bostancılık yapan amca bize roka ikram etti ve biz de çamurları elimizle temizleyerek yedik.☺
Yolumuz sırasıyla Mevlana Kapı, Silivri Kapı ve Belgrad Kapı boyunca sürdü. Ve geri dönüşümüz de aynı güzergâh üzerinden ancak az uzatarak oldu. Biz iticiler için de zorluydu. Aslında tam bir macera yarışı gibiydi. Sevgi arkadaşımızın tekerlekli sandalyesinin aküsü bitince Zeki’nin kaslı kolları devreye girdi. Ve nihayet buluşma noktamıza geri dönmüştük. Herkes kurtlar gibi açtı. Hatta Zeki ve ben yemeklerle ilgili fanteziler bile geliştirmiştik geri dönüş yolunda.
Günü bitirmiştik ve saatler farkında olmadan geçmişti. Etkinliğimiz sabah 10.00’dan akşam 16.30’a kadar sürdü. Yorucu, eğlenceli ve eğitici bir gün olmuştu kendi adımıza. Ve kendi adımıza olan etkinliği gün ve gün arttırmak, bunun başkalarının da etkinliği olması dileğiyle yemek sonrası evlerimizin yoluna düşmüştük.
1 Kasım 2009 İlk Surdibi Buluşmamız
iZLER
Hacer Özbakır’ın kadrajından














